Daha farklı ne yapabilirim acaba??...
Benim öyle paralı amcam veya akrabalarım yok. Birbirine sıkıca bağlı aile bağlarımız da yoktur. Hatta orda burada tepe yerlere gelmiş tanıdıklarım da yok. Hoş olsa da işime yararlar mıydı acaba???? ‘Sen merak etme, yaparız’, ‘ Gel canım, birlikte şunu yapalım’ , ‘Sen çok işimize yararsın’ diyen kimsem de yok….Hep yalnızım. Yalnızdım da zaten hayatım boyu. Başka insanlara güvenme duygum yoktur o yüzden. Çok uzun zaman önceye ait bu hisler. Daha pişmemişken. Daha hayata dair hiçbir şey bilmezken…Ne güzelmiş o günler….
Düşünüyorum da, o kadar büyük bir kalbim varmış ki neredeyse herkes sığabilirmiş! : ) Artık aptal derecesinde safmışım. Evet, gülüyorsunuz belki, şimdi ben de gülüyorum… Ama hiç de gülünecek bir şey değil bu. Hatta herkeste keşke olsa bu özellik diye düşünürüm. Tertemiz, saf, kötülüğün olmadığı bir yer. Evet, burasıdır benim hayal ettiğim yer; yaşamayı istediğim yer. Ama ne yazık ki öyle bir yer yok….O yerin olmadığını zamanla öğrendim. Nasıl da sonrasında yıllarca savaştım bunu bilip de en azından kendi dünyamı yaratmak için. Korumak istedim o dünyamı – kendim gibi kalarak. Ama bir arkadaşım ‘gül’ün dikeni olmalı’ derdi hep. Hiç anlamazdım o dönem ne demek istediğini. Hep bir karşı gelme var ya, doğada olsa da benim dünyamda olmayacak derdim !Ama o dünya da aslında yok. Hayallerimde var sadece. O hayali yaşatmak için de sadece benim değil, başkalarının da buna katkı sağlaması gerekir tabii. Fark ettim ki o katkı sadece ben katkı sağladığımda sağlanıyor. Senin gibi düşünen yok, sakın aldanma. Kendi dünyamı yaratırken es geçtiğim nokta benim karşılıksız savaşmamdı. Karşılıksız olunca göremiyorsunuz. Görmeniz gereken hiçbir şeyi göremiyorsunuz çünkü bütün enerjiniz ‘vermek’ üzerine kurulmuştur. Çevremdeki yaşça büyük biri o dönem ‘çok verdiğine göre bilinçaltında bir şeyler için yapmış olabilirsin’ demişti bana. O yaştan daha gencim şu an, yine de o gözle bakamıyorum ama en azından onun ne demek istediğini anlıyorum. Ama hayır, o dönem hiçbir hesap yoktu, hiçbir karşılık arzusu yoktu, sevilmek de değil. Tek şey ‘sevgi’. Şiddetli olarak sevme duygusu. Ve bence bu dünyadaki en güzel duygu. ..Aslında her şeyi yoluna sokan, her derde deva bir duygu. Ben o dönem o duyguyla dolup taşıyordum. Çok seviyordum. Sadece çevremdekileri değil, yakın arkadaş, dost, aile değil. İnsanoğlu’nu çok seviyordum – kollarımı herkese açmıştım.
Şimdi bakıyorum da, gerçekten de çok güzelmiş o dünyam….Tertemiz. Ama ütopik. Zaten o yüzden daha fazla süremezdi. Belki ben değişmeseydim devam ederdi. Ama ben değiştim, değişmek zorunda kaldım. Buralardan uzaklaştım uzun bir süre. Bambaşka bir ülkeye, bambaşka insanlarla olan bir dünyaya. Yeni bir maceraya. Orda da kollarımı açtım insanlara. Farklı gelse o kültür, kendimi ona da ait buluyordum da ve ben bendim. Ancak zamanla birçok duygusuzluk, birçok bencillik ve birçok kötülük gördüm. Görmek ve inanmak istemedim. Ama bunlar gerçekti !! Uzaklaşmaya çalıştım zamanla. Uzaklaştım da. Bu sefer iyice yalnızlaştım. Ama ilginçtir ki ‘görmeye’ başladım !! (Türk filmi gibi!)
Ne acımasız bir şey bu. O pembe gözlükler yoktu artık gözümde; her şeyi o kadar net görebiliyordum ki !!! Keşke görmeseydim. Hani derler ya ‘üçüncü gözün açılması: bilinçli farkındalık merkezi’, o tür bir farkındalık sürecine girdim. Ama bir kez girildi mi oradan çıkılmıyor maalesef. Onu da sonradan anladım. Çok istedim yine o güzel dünyama kaçmayı, her şeyi güzel görmeyi, ama olmadı !!! Bir kez çikolatanın tadını bilince ondan ömür boyu uzak kalamamak gibi bir şey. Bir şeyin tadına varınca artık onu bilmememe seçeneğinin kalmaması gibi... Keşke hiç açılmasaydı. Çünkü artık her şeyi görebiliyordum. Hem de hemen! O kadar ki, sezinliyordum her şeyi. Ürkütücü !!! Hiç sevmemiştim bu değişimi. Beni daha güçlü kılsa da, her şeyi bilsem de bana göre değildi. Uzaklaşmak istedim. Kaçmak istedim, yüzleşmektense. Ve sonunda kaçtım. Artık o gözlerle görmek istemiyordum. Eski halime dönmek istiyordum ve eski dünyama. Başladığım yere geri döndüm. Ancak bu geri dönüşle birlikte sanırım bir çeşit mucize de beklemişim…
O açılan zihin, kapanmadı. Üstüne üstlük, o bir dönem yaşadığım duygulara bu sefer o gözlerle o zihinle bakmaya başladım. İsteyerek değil, geri dönüş sürecindeki durumlar beni bu yöne itti. O yöne de girmeseydim keşke. ‘Girilmez’ olsaydı keşke. Sanki aynı filmi bir başka yönden ‘izliyordum’ bu sefer. Birinde ana kahraman bendim. Ötekinde ise o kahraman’ın bulunduğu yer ve koşulları incelemeye başladım. Ve tabii ki yan öğeler, filmde yer alan diğer kişileri incelemeye başladım ve aslında artık bu filmin kahramanı olmak istemediğimi fark ettim. Ne göreyim? Ben olmadan, kahraman olmadan yani, film de olmuyordu; yürümüyordu ! Kahraman yorulmuştu, ancak kimse bunun farkına varmadı. Varmak da istemedi. ‘Comfort zone’ vardır ya, ordan çıkmak da cesaret ister, cesaretsizler için….Film durdu – her şey durdu! Sanki hayatım durdu. Boşa geçmiş 3 sene….Dile kolay. Hafta olarak hesaplarsanız 156 hafta; yani takriben 1095 gün; yani takriben 26280 saat vs….1 dakikanın bile çok kıymetli olduğu dünyamızda bu nasıl bir kayıp??? Tabii ki ufak bir kazanç da var. O haftalar, o günler, o saatler içinde neler neler öğrendim, neler neler keşfettim ve neler neler düşündüm. Artık onları harmanlamam gerekiyordu. O zamanın akışını durdurmakla başlamalıydım çok geç olmadan. Kahraman fikrine odaklanarak. Kendim için kendi hayatımın kahramanı olmalıydım! Evet, başkaların hayatı içinde yer alıyordum ancak öncelikle kendi hayatımın merkezinde olmalıydım…
Kahraman olduğumu göstermeden ve onu açıklamadan bu hayatı sürdürmeliydim. Böylece kahraman da sayılmazdım o manada. Kimsenin beklentisi yok, benim mecburiyetlerim yok, yorulmak yok, sıkılmak yok, üzülmek yok. Yaşasııınnnnnnnn !!!!
Eveeeeet, nerde kalmıştık???? Kimsem yok. Yardım edenim yok. Ben kendimle başbaşayım…Aaaa, o zaman ben bir ‘kahramanım’ ! Savaşçı ve koruyucu – kendini koruyucu yani! E o zaman hadi….Kimse olmadan, paralı akrabaların, tepe noktada kimselerin olmadan çek kılıcını. Gel istediğin yere. Bir nokta seç kendine (aman tepelerde olmasın !- ümit etme de çakılırsın), o noktadan sonra yükselirsin, gelmen gereken yere…
Gelebilecek misin o belirlediğin uygun noktaya??? Dene bakalım….
Bol şans !!! …..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder